Kurumsal ve Kişisel Gelişim

Kimilerinin Rüyası, Kimilerinin Kabusu: Borsa

Üniversite eğitimim öncesinde, haberlerde ya da televizyon kanallarının sağ alt köşesinde borsa endeksi rakamını yeşil ya da kırmızı oklarla arttı ya da azaldı diye görmek; bu artışın ekonomik anlamda iyi bir duruma işaret ettiğini,  azalışın ise ekonominin kötüye gittiğini gösterdiğini yorumculardan dinlemek dışında, borsa hakkında bilgi sahibi değildim. Hatta çevremizdeki borsa ile ilgilenen birçok tanıdığımızın kendi paraları dışında, “Para kazandıracağım, ver işleteyim” diyerek başkalarının paralarını da borsada kaybetmeleri ile ilgili birçok acı olaya şahit olmuştuk. Bu acı olayların etkisi ile yakın çevrem, özellikle ülkemizde birçok insanında olduğu gibi, borsayı bayağı kumar olarak değerlendirirlerdi. Borsanın ne olduğunu kabaca öğrendikten sonra ilk zamanlar bu şekilde yorumlayanları bilmedikleri için içten içe ayıplıyor belki de öğrenmedikleri için gizliden gizliye onlara kızıyordum. Fakat yıllar geçtikçe, yaş almanın verdiği tecrübe ya da sakinliğin de etkisi ile emeksiz para kazanmak dışında bir şey bilmeyen insanların bu kadar kolay para kazanma ya da bu kadar kolay tüm parasını kaybetme hikayelerini kumar dışında bir başka kelime ile örtüştüremedikleri için bu şekilde tanımladıklarını düşünmeye başladım ve sanırım çok da haksız değiller diye düşünerek onları yargılamamaya başladım.

            Borsanın tam olarak ne işe yaradığını belki de ilk ağızdan öğrendiğim ilk olay; üniversite birinci sınıfta iken üniversiteye Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı’nın seminer için gelmesi ile gerçekleşti. Konuya ilgili, borsa dergileri okuyan, daha o yaşlarda kendileri de hisse alıp satan birçok öğrencinin arasında bulunuyordum. Bir süre sonra seminerde bahsedilen halka arz, hisse senedi, üretim, ortaklık, ucuz finansman ihtiyacı, manipülasyon, spekülasyon, temettü vb. birçok kelimeyi kafamda birleştirerek bir sonuca varmıştım. Şirketler üretiyor, üretirken finansman ihtiyaçları oluşuyor, en ucuz finansman ihtiyacını bulmaya çalışırken hisselerini halka arz etme seçeneği ile karşılaşıyorlar, bu yöntemi tercih edenlerde birçok kriteri gerçekleştirip hisse senetlerini halka arz ederek borsadan alınıp satılmasını sağlıyorlar. Tasarruf sahipleri ya da tasarruf sahiplerinin birikimleri toplu olarak yöneten bir takım kuruluşlar bu hisseleri satın alarak bu finansman ihtiyacını karşılıyor, bir yandan hisse senetleri değerlenir ise satarak kar edebiliyorlardı. Uzun vadeli düşünüyorlar ise bu yatırımı, hem hisse senedinin fiyat yükselmesinden kazanıyor hem de o şirketin ortağı olmaları sebebi ile temettü geliri elde edebiliyordu. Tabi ki bu iyi senaryo bazen tam tersi durumlar ile karşılaşıp zarar edip, yatırım yaptıkları süre boyunca hiç temettü geliri elde edemeyebiliyorlardı.

Borsa ile ilgili bu ana şablonu kafamda oturttuktan sonra, Mikro İktisat 1 dersini yeni almaya başlamış İktisat 1. sınıf öğrencisi olarak; seminer devam ederken kafamda deli sorular oluşmaya başlamıştı. Derste enflasyon ne demek öğrenmiştik, fiyatlar genel seviyesinin hissedilir derecede ve sürekli olarak artmasıydı, talebin arzdan fazla olmasıydı, üretimin ihtiyaçlara yetişememesiydi. Ülkemiz yıllarca enflasyonist süreç yaşamış ve birçok dönemde bu süreç korkunç boyutlara ulaşmıştı. Ancak şu an seminerde sermaye piyasalarından bahsediliyordu.  Her konuşmada mal ya da hizmet üreten şirketler diye başlıyorlardı cümleye. Madem bu işletmeler üretiyor, üretirken nakit ihtiyaçları oluşuyor, bunu da uygun koşullar ile borsadan karşılıyorlar; neden enflasyon oluşuyordu? Sanırım yeterince üretemiyorlardı. Ne engel oluyordu ki üretmelerine? Talep de var ne güzel, neden üretmiyorsunuz? Ya da talep edilen şeyleri üretecek teknoloji, bilgi, birikim, emek bunlara mı sahip değilsiniz? Bunlar eksik ise kim karşılayacaktı bunları? Galiba bu üretim ayağında sorun vardı. Bu sefer düz mantık ile üretimde sorun var ise; borsanın da temeli üretim yapan şirketlere dayanıyor ise; güçlü ya da yeterli üretimin olmadığı bir ülkenin sermaye piyasaları ne kadar etkin olabilir, diye düşünmeye başladım.  Acilen bu konu ile ilgili soru sormalıydım, söz istedim. Soru sormak amacıyla da olsa ilk kez bu kadar kalabalık bir ortamda elimde mikrofonla konuşacaktım. Seminerin en kısa sorusu ve cevabıydı:

“Sayın Başkanım; üretimi yetersiz olan halkının taleplerini karşılayamayan, bu sebeple enflasyonist süreçler ile yaşamaya alışmış bir ülkenin güçlü üretim piyasası olmadan güçlü bir sermaye piyasası olabilir mi, bu borsanın güçlülüğünden bahsedebilir miyiz?” Başkanın cevabı çok kısa ve netti: “Hayır, kesinlikle bahsedemeyiz.”Bu cevap ile daha iyi anlamıştım, neden her olayda borsamız sert düşüşler yaşıyor, neden bırakın ülkemizi Orta Doğu’da olan bir olayda bile bizim borsamız çok kolay etkilenebiliyor. Güvenilmez gelmişti bana borsa, temeli sağlıklı değildi, çok bulaşmamalıyım diye o zaman düşünmüştüm. Meselenin temeli üretmekti, üretirsen güçlüydün, üreten kaybetmezdi, üreten ülkelerin borsaları bu kadar kırılgan olmazdı bunu anlamıştım.

Sonrasında ülkemizde düşük kur – yüksek faiz modeli uygulandı. Bizim yıllardır yaşadığımız faiz oranlarına göre faizler belki inanılmaz düştü ama ülkesinde %0,25 – 1,50 arası faiz olan ülkelerden gelen yatırımcılar ülkelerinde kazanamayacağı faizin kat ve kat fazlasını kazanmak için geldiler ülkemize, döviz bulma sorunumuz yoktu uzunca süre, döviz çok uygundu. Ülkemizde üretilmiş bir şeyi almaktansa ithal etmek dövizin ucuz olması sebebi ile daha cazip geldi. Üretenler de ithal edilen mallar ile rekabet edemeyip üretim yapmaktan vazgeçtiler. Ülkemiz Çin malları ile dolmaya başladı. Sanayimiz bu süreçten etkilenince eski sanayiciler bile vazgeçmiş iken kimse yeni sanayici olmak istemedi. Bu durum benim yıllar önce borsadan korkmama sebep olan süreci tersine döndürmediği gibi daha da derinleştirdi. Borsaya karşı olan mesafeli ilişkimi bozmadım. Fakat mesleğimiz gereği iş yaptığımız herkes bizi tüm bunları bilen, bilmek zorunda olan birisi olarak gördüğü için devamlı olarak borsa ile ilgili yatırım tavsiyesi içeren sorulara maruz kaldım, her meslek mensubu üstadımız da muhtemelen benim gibi bu duruma maruz kalmıştır. Fakat bu husus ekstra ilgi, özen ve bilgi gerektiren bir konu olduğu için özel olarak ilgilenen meslektaşlarımız dışında muhtemelen diğer tüm meslektaşlarımız da benim gibi bu tarz sorulara kaçamak cevaplar vermiştir.

Normal dönemlerde geçiştirebildiğimiz bu soruların sayısı pandemi döneminin etkisi ile o kadar çoğaldı ki galiba bu konu artık geçiştirebileceğimiz bir husus olmaktan çıktı. Mükelleflerimizin birçoğunun işleri bozuldu, eski gelirleri elde edemezlerken yaşam standartlarını korumak amacı ile alternatif gelir elde etme yöntemleri öğrenmeye çalışır oldular. Altın alsalar altın çok yüksek eskiden alsak iyiydi ama pandemi geçtiğinde bu seviyeden aşağı giderse diye çekinip alamaz oldular. Aynı şey döviz için de geçerli. Faizler yükseldi faize yatıralım deseler enflasyon oranının gerçekte daha yüksek olduğunu düşünen insanlar, enflasyon oranının altında bir faiz paramızı günden güne eritir diye düşünmekte ve bu yatırımdan da vazgeçmektedirler. Bu yatırım enstrümanlarına yatırım yapmaktan çekinen bir küçük yatırımcının elinde tek alternatif olarak borsa kalıyor. Bir de etrafından “X hissesinin fiyatı 0,66 TL’den 68,00 TL’ye yükseldi, düşünsene yirmi bin TL’lik alsaydın ne olacaktı?” diyen insanlar türeyince, insanların hisse senetlerine ilgi gösterme iştahı engellenemez bir hal almaya başladı. Başlangıçta borsa hakkında temel düzeyde dahi bilgi sahibi olmayan insanların bir kısmı borsadaki hissenin 0,66 TL’den 68,00 TL’ye yükselirkenki yüzünü görerek bir rüya yaşarken, diğer bir kısmı 68,00 TL’ye yükseldiyse daha yükselir diyerek aldığı hissenin 68,00 TL’den 22,00 TL’lere düşen yüzünü görerek kabusu yaşamaktadırlar.

Bu süreçte çok fazla kişiden bu tarz olaylar duymaya başladığımız ve temel düzeyde de olsa mükelleflerimize ya da çevremize bu konular hakkında bilgi vermenin hem onların iyiliği hem de bizim mesleki kalitemize fayda sağlayacağına inandığım için meslektaşlarımın bu konuya kayıtsız kalmamalarının önemli olduğunu düşünüyorum. Blog’umuzda konuya farkındalık yaratmak, konu ile merak uyandırıp, sizleri nacizane araştırmaya sevk etmek için borsa ile ilgili dikkatinizi çeken yazılar yazmaya devam edeceğiz.