Kültür / Sanat

Şeb-i Arus: Düğün gecesi

Şeb-i Arus Farsça olup Türkçe anlamı düğün gecesi demektir. Mevlevilikte Mevlana Celalleddin Rumi’nin vefat ettiği gecedir. Mevlana’nın bugüne böylesine güzel anlamlı bir isim vermiş olması ölümü bir son olarak değil sonsuz başlangıca ilk adım inancından ileri gelir. Gidişine ‘Düğün Gecesi’…

7- 17 Aralık haftası her yıl anma etkinlikleriyle, Semazen gösterileriyle Konya  başta olmak üzere ülkemizde ve dünyada Şeb-i Arus haftası olarak anılır.

Mevlana Celaleddin Rumi ismi bize bir çok tanım yaptırabilir. O; dine, ırka, bölgeye  beldeye ait bir kişi asla olmadı. O düşünceleriyle, hoşgörüsüyle, sevgisiyle ve aşkıyla dünya insanı olma vasıflarını taşıyan yüce bir kimliktir.

Hepimizin  ilk olarak okulda edebiyat derslerinde duyduğu Mesnevi eseriyle küçük yaşlarda tanımamıza sebep olmuştur. Mesnevi edebi bir eser olma özelliğinin dışında günümüzde bir çok ülkede çevirisi olup içeriğiyle dünyadaki insanları etkilemeyi başarmıştır.

Konya, Mevlana ismi ile dünyanın hoşgörü merkezi olarak anılmaktadır. Mevlana için özellikle Aralık ayı içerisinde dünyanın dört bir yanından insan sevgi seli yaşanmaktadır. Dini, ırkı, görüşü ne olursa olsun iç huzura kavuşmak için insanlar Konya’ya koşuyorlar. Asırlar geçmesine rağmen bu sevgi selini hiç bir şey engelleyemedi.

Mevlevilikte akla gelen ilklerden biri de Sema törenleridir. Sema ne bir danstır ne de bir ibadettir. Sema gözlerini kapatıp Allah’ı zikrederek kendini kaybetmektir. Manasını bilen için asla büyük tören salonlarında ya da televizyonlardan izlediğimiz gibi basit bir etkinlik  değildir.

Semazenler tennure ismi verilen beyaz giysileri giyer. Tennure saflığı ve nefsin kefenini temsil eder. Başlarına sikke adı verilen derviş tacı takarlar. Semaya başlamadan önce üzerlerinde kabrin simgesi olarak siyah hırka  bulunur. Görüldüğü gibi sema asla basite alınacak bir raks değildir. Her bir detayıyla büyük manalar taşıyan insanı alemler arasında düşündüren ve Yaradana olan aşkın ifade biçimidir.

Semayı Mevlanaya Şems-i Tebrizi öğretmiştir. Şems Mevlanayı Mevlana yapan maşuktur. Onların dostlukları dünyada örneği olmayan kimsenin anlayamayacağı hatta Şemsin canına mal olan bir aşktı.

Hiç bitmeyen sohbetleri sebebiyle Konya halkı Şemse gizli düşmanlıklar duyup Mevlana’yı kendilerinden uzaklaştırdığını düşünüyorlardı. Haksız sayılmazlardı. Çünkü Şems geldiğinden beri Mevlana çok değişmişti. Aslında asırlardır Mevlana ismini yaşatan o süreç Şems ile başlamıştı.

Onların dostluğunu romanlaştıran yazarımız Sinan Yağmur’un Aşkın Gözyaşları serisinde daha iyi anlayabiliriz. Mevlana için pek çok yazar eser çıkartmıştır. Ancak Aşkın Gözyaşları serisi Yalın ve akıcı anlatımıyla tarihin en anlamlı isimlerini daha doğru anlayıp, kendimize ve hayatımıza katkılar sunmaya büyük vesiledir.

Sosyal mecralarda özlü söz paylaşımı son yıllarda popüler oldu. Hepimiz bu akımda en çok sözü Mevlana’dan paylaşırız. Aslında bu bile en yalın haliyle onun asırlar geçse de unutulamayacağının ispatı oluyor. Dönem insanı değil yüzyılların üstadı.

2020 yılında dünyayı kasıp kavuran pandemi sürecinde hepimiz bir çok kavramı daha derin düşünme fırsatı bulduk. Sağlık ve ölüm bunların en başında geldi. Sınıfsal ayrımlarımızın yok olduğu, maddi gücün bir anlam ifade etmediği, gücün çokta önemli olmadığını bize yaşattı Covid-19 salgını.

Ölüm insanoğlunun varoluşundan beri beklenen sondu. Ölüm, dünya hayatı için aslında son, ama ruhun sonsuz özgürlüğe kavuşmasıdır. O yüzden Mevlana Celalledin Rumi, Düğün Gecesi diyerek ölümü taçlandırmıştır. ‘Ruhu sonsuz hayata ve yaratıcısına kavuştu.’ Bundan daha güzel bir anlatım olamaz.

Aslında bugünlerde en sevdiklerimizi kaybetme gerçeği ile hepimiz karşı karşıyayız. Bizler belki bu anlar için Şeb-i Arus diyemiyoruz. Kalbimiz o derin okyanusa sahip değil. Ama bizler daha şanslıyız. Bunun bilincine varmış büyük eserlerimiz var onları okuyup, anlayıp zorlu süreçlerimizi daha kolay atlatabiliriz.

‘Güçlük kolaylıkla beraberdir, kendine gel, ümidi bırakma! Akıllı insan bilir ki, ölümün arkasında bile daha güçlü bir hayat beklemektedir.’

Bu söz bize 1207-1273 yılları arasında ruhu bir bedende mahsur kalmış ölüm ile özgürlüğe kavuşan Rumi’den ders olsun…